'Yaşam Öyküsü' adlı söyleşi ile dinleyicilerin karşısına geçen Ümmiye Koçak,  yaşam öyküsünden önemli dersler verdi. Koçak kısaca verdiği öğütlerde 'Yanlışı göstermenin yolu insanı insanla anlatmaktır. Yaparak yaşayarak öğrenilmeli. Başkasının ne dediği umurumda değil. Kızdığım insanlara öfkemi kağıda döküyorum. Başarı: inanç+çalışmak+kendini geliştirme. En büyük öğretmen halktır" Öğütleri verdi.
  İlkokul Mezunu, Ödüllü Yönetmen, Eğitmen Anne Ümmiye Koçak başarılarla dolu hayatını Çanakkalelilerle paylaştı.  54. Troia Festivali kapsamında Çanakkale Belediyesinin davetlisi olarak tiyatro grubu ile Çanakkale’ye geldi. Belediye tarafından festival kapsamında Halk Bahçesinde düzenlenen 'Yaşam Öyküsü' adlı söyleşi ile dinleyicilerin karşısına geçen Ümmiye Koçak, başarırlarla dolu hayatını dinleyiciler ile paylaştı.  Evlendikten sonra Mersin’in Arslanköy adlı köyüne taşınan Ümmiye Koçak, köy kadınlarının yaşadıklarını tüm dünyaya göstermek için, 2001 yılında “Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu”nu kurmuş. Bu topluluğu kurduktan 5 yıl sonra 2006 yılında, Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali’nde “Hasret Çiçekleri” adlı oyunuyla ilk kez sahneye çıkmıştı. O günden sonra başlayan başarılar art arda devam etti. Çanakkale Belediyesinin daveti ile Çanakkale'ye gelen Kocak, Tiyatroyu kurma yolunda yaşadığı zorlu hayatı şöyle anlattı " Ben İlkokulu zor bitirdim. Ama okumayacağımı biliyordum. Çünkü bizim orda kız çocuklarını okutmazlar. Bizim zamanımızda, kadınlara değer verilmezdi. Sadece bağ bahçelerde çalıştırırlardı.  Bizde sadece bir kız çocuğu okula gidecek denildi. Benden küçük kardeşim olduğu için okula o gitti. Fakat o da gitmek istemeyince onun yerine ben gittim. Onun için ben ilkokulu tesadüfen bitirdim diyorum.  Şu anki çocuklar ile kendi çocukluğumu kıyasladığımda da,  ben  aşırı yaramaz bir çocuktum. Oyuncağım hiç olmadı kendim yaptım anamın yamalı bohçasından. Yamalı bohça da deyip geçmeyin çünkü o dönem her şey çok pahalıydı ve o yamalı bohça çok değerliydi.  Velhasıl yaramazlıkla geçen bir çocukluğun ardından Arslanköyüne gelin gittim.  Benim gelin gittiğim köyün tamamı Yörük. O köy ile kendi köyümü karşılaştırdığımda o kadar farklılıklar gördüm ki inanamadım. 13 Yaşımdan beri hayal ettiklerimi yazıyordum.  Ama Arslanköy'de şunun farkına vardım hakimi var, savcısı var, doktoru var, milletvekili var. Ama okuyan okuyup gidiyor. Geriye kalanlar, maddi imkanı olmayıp okuyamayanlar, çaresizlikten köyde kalıyordu.  Bizim köyün meydanında bir çınar var o çınarın altında seçim zamanında herkes gelir konuşur konuşur gider. O çınarın dili olsa da o konuşmaları söylese. Biz kadınlar da kalabalığa yanaşmadığımız için ağzımız açık uzaktan bakarız.  Ben kendi kendime dedim ki 'Madem ki biz bu dünyaya geldik. Bunun erkeği kadını yok'  Buraya gelip konuşup konuşup giden erkekler, çınarın altında sabaha kadar içki içen erkekler canımı çok acıttı.  Bizim köyde kız çocukları okutulamıyordu o ayrı. Köyde kalan kadınlar çok eziliyordu.  Bende bir şey yapmalıyım dedim kendime. Onun için ben kendimi suçlu hissediyordum ve bir şey yapmak istiyordum.  Dört tarafı dağlarla çevrilmiş bir köyde ne yapabilirdim ki.  Her şeyden önce iyi bir dinleyici ve iyi bir gözlemciyim. Kocaman bir aileye gelin gitmiştim. Gündüz onların geliniyim ,gece kendim Ümmiye oluyorum.  Gündüz yaptıklarımı ve dinlediğim hikayeleri gece gizlice yazıyordum.  Bunu hiç kimse bilmiyordu. Çünkü söylersem beni de dövecekler. Ona daha hazır değildim.  Ondan sonra acemi dediler, kaçık dediler, deli dediler. Ben de zaten deliyim dedim akıllı olsam bunları yapmazdım" dedi.
Yanlışı Anlatmanın Yolu İnsanı İnsan ile Anlatmak
Yaşadıklarını anlatan Ümmiye teyze kurduğu cümlelerle dinleyicilere adeta hayat dersi veriyordu. Ümmiye Teyze "Bir gün bizim köye tiyatro geldi. Sonradan öğrendim Tiyatronun Tarsus'tan geldiğini.  Ben sahnenin ününde tiyatroyu izlerken tek düşündüğüm 'Acaba bu adamın kendi adı mı?' Tiyatro bittikten sonra adamın yanına gittim ve adını sordum ve adamın adının Ali olduğunu öğrendim. Sahnede kullandığı ad ise rol adı olduğunu söyledi. Bunun üzerine gece sabaha kadar uyuyamadım. Ayşe teyze gider kavga eder içi içini kemiriyor ama gelip bana anlatmaya utanıyor, başkası imiş gibi anlatıyor.  Orda şimşek çaktı. Ben bunların yaşadıklarını yazsam, adlarını değiştirsem ve oynatsam o çocuklar gibi o zaman Ayşe teyze gelir, kaynanası, görümcesi gelir yanlışlarını düzeltirler dedim. Yani tiyatro aklıma oradan düştü ve kurmaya karar verdim. Ve hala aynı fikirdeyim. Yanlışı insana anlatmanın yolu, İnsana insan ile anlatmak. Çünkü bir insanın kafasın vura vura hiç bir şey anlatılmaz" dedi.
Başarı İçin Çok Çalışmak Pes Etmemek Gerekir
Tiyatroyu kurmak için çok çalıştığını ve asla pes etmediğini  söyleyen Ümmiye .. "Bu iş nasıl olacak dediler. Çünkü kadınlar kahveye hiç gitmiyor dedikodu olur diye.  Ben o zaman 40 kapıya gittim 7 bayanı bulabilmek için. Ama onlar hep beni kamçıladı. Oyuncuları bulduktan sonra oyunu oynadık. Tiyatro çıkışı biri geldi yanıma dedi ki 'Kız Ümmiye abla, sanki beni yazmışsın gibi ama olsun' dedi.  Bu tiyatroyu kurduğumda sadece Mersin'e kadar sesimiz duyulsun istiyorduk. Ama yüreğimden bir ses de diyordu ki 'Ümmiye böyle giderse dünya duyacak' diyordum kendi kendime.  Demek ki  isteyince oluyormuş. Tiyatro ile sesimiz duyuldu ve belli bir yere geldik.  Ama hiç kolay olmadı. Kimse kimseye gümüş tepside bir şey sunmuyor. Hayallerinin peşinden gidebilmek ve istediğini yapabilmek için oturup da beklemeyeceksin, çalışacaksın, hedefe varmak için pes etmeyeceksin. Tabi ki kimsenin önüne güller dökülmüyor. Önemli olan dikenlerin arasından geçip gülü bulmak.  Ben de onu yapmaya çalıştım" dedi.
Tek Amacım Çok Kitleye Ulaşmak
Yazdıklarını senaryoya çevirip filim yapmasının tek amacının Çok kitleye ulaşmak olduğunu belirten Ümmiye ... "Daha önce söylemiştim ya, iyi bir gözlemci ve dinleyiciyim diye.  80 yaşında teyzem bana şunu anlattı 'Ümmiye kızım sen bir bilsen. Ben çocukluğumda hiç oyuncak görmedim. Ağamın bir kızı vardı şehirdeydi anası  okumuştu. Onlara bir bebek aldı.  Benim de bebeğim yoktu. Az oynamak istedim onun bebeği ile  ama bundan dolayı Babaannem hem anamı hem de beni dövdü' diye anlatırken eli ayağı titriyordu o yaşlı kadının. Ben de kendi kendime dedim ki 'Kadında kadın şiddeti çok önemli'  bunun üstüne gidilmeli. Çünkü insanda çocukluk çok önemli.  Çünkü o yaştaki kadın hala babaannesinin tarafından dövüldüğü o günü unutamıyormuş.  Biz kadınlar olarak birleşirsek  neler yapamayız ki. Çünkü öleni de biz doğuruyoruz, öldüreni de. O zaman da diyorlar ki 'Ümmiye hanım sen öyle diyorsun ama biz ataerkil bir toplumda yaşıyoruz'  ben de diyorum ki biz kadınlar istesek erkek keçiden süt sağar peynir yaparız. Yeter ki isteyelim.  Sonra da bunun senaryosunu yazıp filim çekmeye karar verdim. Burada ki amacım ünlü olmak ya da para kazanmak değildi. Tek istediğim çok kitleye ulaşmak" dedi. 

 


Kaynak: Haber Merkezi