(…Kendi yerini bulamıyor.)  

HEVES
(…Kendi yerini bulamıyor.)  
Böyle de olmaz. Yine aldık kuzuyu annesinin ve kardeşinin yanına koyduk. Paleti biraz daha içeri sürdük. Yeri daralttık. İstediğimiz dar alan oluşturup onları  birbirlerine maruz bırakmaktı. Kuzu meleyip meleyip annesine sürünmeye çalışıyor. O itip itip yavrudan kaçıyor. Bir kez kafasını kuzunun karnına koydu kafasını kaldırdı fırlattı kuzuyu havaya. Düştü kuzu . Bir süre kıpırdamadı. Sonra kalktı. Yine sürünüyor annesine. Bi’ gitmiyor o da öteye. Bebe anneye muhtaç. Yaşı ne olursa olsun anne istiyor. İnsan anneye muhtaç. Hayvan da öyle. Sürünüyor annesine. Anne yine düşürdü kuzuyu ve alan dar olduğu için kaçarken karnına  bastı. Kan geldi kuzudan. Hemen Go’ya seslendim yine. Sesim ağlamaklı. “Kuzudan kan geldi, gel bak!”
Göbek bağı düşmüş. Göbek bağı birkaç gün sarkar kendi kendine kurur ve düşer. Bu şekilde erken oldu. Mikrop kapmaması için tentürdiyot sıktı.
Artık bizde de hırs oldu.
 Ne demek yavruyu almamak?! Bu yavruyu sen doğurdun sen bakacaksın! Senin sütün besleyecek bunu. Emzireceksin yavrunu.
Emzirmiyor. Sağalım. Yine bir süt sağım boğuşması üçümüz arasında. Annenin arkasından parça parça bir dizi bir şeyler geldi. Bu ne şimdi? Bir zarın içinde top top kırmızı pıhtı. Ne olduğunu anlamak için çekti,uzadı gitti içinden gelen şey. Bağırsak mı geliyor bu ne şimdi? Ölüyor mu anne?
            Sinirler iyice gerildi. Ölürse ölsün. Biz bakarız yavrulara. İkisine de!
Hayvancılıkta adettir. Hastalanan hayvanı ölmeden kesersin . “Murdar olmasın diye!” Ölmeden önce kesilip satılır. Ya da yenir. Biz hiç yapmadık. Hastalanan hayvanlarımızı tedavi etmeye çalışır Go. İğneler yapar. İlaçlar yapar  ya da alır. Tedaviye cevap veren yaşar. Yaşayamayanı kesip yemeyiz. Ya da yedirmeyiz. Bünyesinde o kadar antibiyotik olan hayvanın etini yemek olmaz, duygusal olarak da yıpranırız tedavi ederken ,içimizden gelmez.
Bu kez gözünü kararttı Go.” Keselim şunu. Arka bahçede yüzelim . Koyalım dolaba. Etini kaynatır Kontes’e veririz. “
Amcamı aradı kesmesi için. Amcam telefona cevap vermedi. Veteriner hekimi aradı , açmadı. Ses kaydı gönderdi. “Hayvanın arkasından parçalar geldi. Bu ne ? “ Ses kaydını başka bir veteriner hekime daha gönderdi .Başka birine daha. Fotoğraf çekti. Gönderdi hepsine. Aralıklarla cevaplar geldi. Sorun yok ;  Doğumdan sonra kalan son parça, eten.
Anne de iki yavru da yaşıyor.
Rahatladık ama anladık ki dar alan iyi olmayacak. Yeniden açtık paleti. Alanı genişlettik. Gittik yanlarından. Sayada işlerimize bakmak üzere çıktık. Kameradan takip ediyoruz onları. Arada da gidip bakıyoruz. Ortalık sakinlemiş. Uyuyor yavrular. Sevindik.   
Gün içinde gidip bakıyor Go. Biraz biraz sağıp veriyor sütü.Sağlığı yerinde. Ama anne almadı hala yavruyu. Sabah karşılaşabileceğimiz manzaraları gözümüzün önüne getirdik . “Yavru anneye yine sokulmaya çalışmış. Anne istememiş. Vurmuş yavruya. Düşürmüş. Üstüne basmış. Öldürmüş.
O gece yavruyu anneyle yalnız bırakmak istemedik.
 Kedinin plastik yuvası vardı. Kurulukta bulmuş onu Go. “Bunun içine koyup içeri alalım mı?” dedi. “Alalım.” Dedim. Sobanın yanına koyduk plastik kutuyu. Ne kadar yüksekmiş bu hayvan! Kutunun kapağını kapatınca kuzu ayaklarını toplayıp yatmak zorunda kaldı. Böyle olmaz. Hareket edemiyor. Dahası rahat da yatamıyor. Olmadı.
Plastik büyük pazarcı kasası bulduk. Köyde böyle ıvır zıvırlar atılmaz. Bir yerde mutlaka lazım olur. Ve neyde lazım olacağını o nesneyi saklarken asla hayal edemezsin. Annesi tarafından sahiplenilmeyen kuzuyu eve almak için işimize yaradı bu sefer.
Güzel. Kuzu içinde rahat etti. Rahat dönüyor. Kalkıyor. Ama bu kez de  ayağa kalktığında kasanın içinden çıkar da evin içinde gezinir mi diye tedirgin olduk. Ne yapalım, ne yapalım? Ben daha önce ne kuzu baktım; ne de  annesi tarafından alınmayan kuzuyu eve aldım. Bu konuyla ilgili beyin fırtınası oluşturacak kadar bile fikrim yok. Yine Go’nun aklına geldi. Kullanmadığımız bir halı vardı. Dik şekilde kasanın etrafına sardık. Kasadan çıkamaz .Ve nefes alabilir. Tabi o halıdan hiç hoşlanmadı. Karanlık yaptı çünkü ona. Zaten geç olmuştu. Biz de ışığı kapattık,yattık. O meleye meleye , biz konuşa konuşa uyuduk.
 
O gece misafirimizdi. Ama kuzular çabuk gelişir. Birkaç güne zıplamak ister. Herkes yerinde sağ olmalı. Onun da yeri saya. Ama annesinin yanında güvenli değil. Konu yine “Dursun lazım olur”cu hareketle saklanan bakkalların top koymak için kullandığı demir fileyle çözüldü. Komşu desteğiyle.
Anneyi diğer yavruyla birlikte büyük olan bölüme, demir fileyi o bölümün köşesine, yavruyu da filenin içine koyduk. Anneye uzaklaştırma kararı verdik yani. Bu görüntü de çok hoşumuza gitmedi ama bebenin sağlığı için bunu yapmak zorundaydık.
Bu şekilde iki gün kaldı filenin içinde. Elle beslenmeye devam ediyor. Süt zamanı gelince mama yapıp gidiyoruz. ON BİRin yavruları da üçüz olduğu için sütü yetmiyor. O kuzulara da takviye yapıyoruz. Elimizde biberonla gidince bir seviniyorlar! Hemen yanımıza geliyor üçüzlerin ikisi ve bizim bızdık.
O kadar sevecen bir hayvan. Bacaklarına sürünüyor. Elini yalamak istiyor. Parmağını veriyorsun , emiyor.
Sevbeni! Sevbeni! Sevbeni! Sevbeni! Sevbeni ,diyor her hareketiyle.   
 
(devamı yarın…)